"Ben kafes, sen sarmaşık;
Dolan dolanabildiğin kadar!
"

5 Aralık 2017 Salı

Siz sahi unuttunuz mu unutmak istediğiniz her sarılışı,bakışı ve dahasını?

Evet, daha fazla
daha fazla sessiz kalınabilir,
ölülerin donuk ve sönük bakışlarıyla
uzun saatler, bir sigaranın dumanına,
renksiz bir çiçeğe, bardağın şekline, halıya,
düş çizgisine, ve bir duvara bakılabilir.
Perdeyi bir kenara iterek görebilirsin sokaktaki hızlı yağan yağmuru; 
renkli uçurtmalarıyla duran çocuğu,
ve köhnemiş at arabasının
büyük gürültüsüyle sokağı terk edişini,
ama, olduğun yerde
perdenin kenarında, hem kör, hem sağır
kalabilirsin de.
Bağırabilirsin, yapay, yabancı bir sesle:
‘Seni seviyorum’.
Bir erkeğin kollarında hoş bir kadın olarak
iri, tok memelerinle bir deri safra gibi yayılabilirsin; 
veya bir sarhoşun, delinin, serserinin yatağında
aşkı kirletebilirsin.
Bütün sırları küçümseyerek, bir bulmacayı
boş yanıtlarla çözerek sevinebilirsin,
boş yanıt, evet BEŞ veya altı.
Bir ömür, boynu bükük
türbe önünde diz çökerek
tanrıyı görebilirsin meçhul bir mezarda,
küçük bir sikke ile imana gelip
cami avlularında yıpranabilirsin, dua okuyan
yaşlı adam gibi.
Artı, eksi ve çarpma işleminde hep aynı kalabilirsin,
tıpkı sıfır gibi.
Su gibi kendi çukurunda kuruyabilirsin de.
Gülünç vesikalık siyah-beyaz fotoğraf gibi
sandığında gizleyebilirsin güzel bir anını.
Çarmıha gerilmiş, yenilmiş bir mahkûmun
resmini, boş kalmış bir günün çerçevesine
koyabilirsin, veya
camdan gözlerle
dünyaya bakabilirsin,
oyuncak bebekler gibi.
işe yaramaz ellere dokunduğunda,
Boş yere bağırabilirsin:
‘AH ÇOK MUTLUYUM’


27 Kasım 2017 Pazartesi

Uysal pembeleri öldürdüm tenimde...


Dokunmayın bana.
Etrafındakilere bak,
Nasıl geldiysem öyle gideceğim kıyından bu gece.
Gümüş aynalar ve lacivert taşlar...
Orman soğudu…
Bıçak bendeydi.
Uçacağım bu gece,
Hiç kimselerin girmeye korktuğu şehirleri geçerek
Kendinden vazgeçmiş bir ağacın en tepesine konup acıyla bağıracağım.
Gittiğinde anlayacaksın.
Aslında hiçbir gidiş olmadığını, yada sonun.
Bir perinin ellerine doğmaya
Gökyüzüne ulandığım bu gecede.
En çok korktuğum şeyi bırakarak, seni.
Kanatlarından çoğalan sular saçlarını ıslattı o gece...
Önce titremeye başladı sığındığın odaların…
Sonra bir bir açtın kapılarını,
O gece bilinmeyen ışığa doğru gidiyordun…
Hangi kapıyı açtığından habersiz usulca kurtların sarmaladığı ağacı gördün
Belki de her şeye rağmen açtın kapıyı, açmak kolaydı…
Karşında yıldızını gömüş o hiç kadın...
Hiç...kadın…

Bir orman yaprağının kaldırımlarla dansı kadar saçma olsun bana yaslanışın
Kimseye anlatamayacağım büyülü sözlerini fısılda
Sadece ikimizin bildiği tapınaklar inşa edelim
Kaçmak için...Vazgeçmek için...
Kim bilir belki de sonunda ölmek için..
Bir ırmağın kendini terk edip denize gitmesi kadar saçma olsun her şey
Yaslan bana…
Boynuna çakan şimşeklerin altında dokunacağım tenine...
Karanlığın içindeki fırtına kopacak,
Yengeç sürüleri ve kutsal sureler terk edecekler kıyıları..
Senin olmanın anlamı bu çünkü.
Bir gece yine bulunduğumuz bu yerde karşılaşmak için hepsi hepsi
Rotasız gemilerin iplere düşkünlüğü gibi.
Yanaklarıma kendini çizip gideceksin.
Şakaklarım hep zonklayacak
Siyah iklimlerle gececek hayatım.
Ne fark ederdi ki diyecek kadın
Hiçtim..hiç..kadın..
Şimdi yanaklarımda biri var...
Geldiğim gibi gitmiyorum yalandı.
Ama bir gidiş... **

Yılan ve akrep karanlığında..




Duvardaki kanın kokusunda, 

Arabesk iplerle sarılmış tenimin çığlıkları tüm şehirlere yayılırdı 
Biri beni sevdiğinde.
 Acılı iniltici bir ruhta oyalanan bir gövde bu.
 Dokunduğunda batardı çakırdikenleri…
Kan ve çığlıkla beslenmiş ten kabullenir ancak, 
Kartondan yapılmış kalpten kuleleri olduğunu. 
Nefesin duvarlarımı yıkarken nasıl izin verebilirdim içimdeki oyuklara üflemene..
Kaçtım. Uzandım kıyılara. 
Issız kasabalardan geçtim, 
Sarkarak ağaçlardan tüylerimi bıraktım yollara… 
Kanatlarımı kırdım, kanatlarımı kırdım dişimi ne vakit sıksam, 
Yukarılar ormanlarıyla sevişirken ve her gece deniz kızları yağarken gökten.. Bilirdim ordaydın.


Ben bu dünyada ayakları kırılmış cennet dansçısıydım..

Ve sen müziği başlattın... Artık çok geç sesini kısmak için!
Bir yağmur gölgesi bıraktın sonra avuçlarıma, 
Avuçlarım kanıyordu ve ırmaklar sesinden geçmiyordu artık…
Issız bir yerde ırmakların yoksa bilincinde olamazdı, 
Yağmura düşüyordu bakışların gün batımlarında 
Ve ben kendi ellerimle bozduğum bir cennetin dansçısıydım bütün kıyılarda..
Her gece yağarken gökten, deniz kızları bilirdim oradaydın, 
Oradaydı yeni yetme sesine düşen aşk,
 Oradaydı kentin gölgeleri, 
Oradaydı çocuk ve kadın, 
Oradaydı ilk fırsatta kaçmak için kıyıya çekilmiş bir sandal...
Eski bir yüzde tapınağını arayan bir kadın yüzüydün O kenttin ışıkları içinde unutkanlığından gelen bir adamın gölgesinde, Sesinde çok beklemiş bir öfke vardı Ve tapınağın duvarlarının nasıl yıkıldığını izliyordu İki ses önce bedenimi izleyen gözlerin...


Acılı iniltici bir ruhta oyalanan bir gövde bu.

Dokunduğunda batardı çakırdikenleri..


Ruh değilim,olmadım da ancak yakıyorlardı tenimi 

Ve ancak onlardan birinde söndürmüştüm tüm yangınlarımı, 
Alnımdan geçen ateşin gölgesine sığdırdım elimde kalan her şeyi ..

24 Kasım 2017 Cuma

Bir kediye rastladım anlatmalıyım..

Ağır yaralanmış her halinden belli.. Kanamış yarası belki günlerce  kırmızı lekeler sararmaya yüz tutmuştu. Gözündeki parıltı önce aldanmışlık sonra korku gözbebekleri büyük.. Elimi uzattım yakınımdaydı izin verdim hiç geri çekmedim canı yanmıştı yaksın benimkini de . Yan yanaydık ,yana yana değil. Birlikte kanayıverelim çok mu? Kanıverelim... Gitmemi söyledi.Yol kenarında bıraktım elimi sardım diğer elimle ha o mu o yol kenarında kenar oluncaya dek oradaydı.

22 Kasım 2017 Çarşamba

"dokunmaya inanıyorum , parmak uçlarım beni yeniden doğuracak"

https://m.youtube.com/watch?v=XuOrWSvdRus#
zor.

gözlerim şiş parmaklarım uyuşuk olsun

https://m.youtube.com/watch?v=rVN1B-tUpgs#
insan zamanla hiçbir şey hissetmiyor gerçekten
serge gainsbourg'un dediği gibi;
güneş enderdir
ve mutluluk da
hayat boyunca
aşk kayboluyor
gidince gidiyor mu ya o hakikaten?
hayat tek kullanımlık, tek hatada hükmünü yitiren bir oyun mu?
öyle galiba.
10 sene önce şu şarkıyı tavanı izleyip göğsümü sıkan gücü limona benzeterek ekşi suyunun salgıladığı acıyı ciğerlerimde hissedip tekrar tekrar dinlediğimi hatırlarım.
sonra bilmem kaç tane film soundtrack yaptı. her denk gelişimde kabuk tutmuş yararayı koparıp kanattı.
şimdi bir şey hissetmiyorum dinleyince.
kalbim bir şey hissetmiyor.
sadece mantığımla diyorum ki; güzel şarkı..tarihime not..