"Ben kafes, sen sarmaşık;
Dolan dolanabildiğin kadar!
"

12 Ağustos 2012 Pazar

Çok sevmek sevmemenin içgüdüsel bir çılgınlığı mıydı acaba?


Anımsıyorum da...

Bilmem ki hangi yıldı(Bak:Belirsizliğin iki ucu. s.16).Karışık bir akşamüstüydü.Bir panayır ölüsünü andırıyordu kent.Kar yağıyordu sürekli.İçimize yağıyordu, dışımıza yağıyordu.Oysa bir otel odasında, odanın varlığına duruşlarımızı uydurmuş, bir 'uzak-yakınlığa' koşullanıyorduk.(Bak:Bir Otelin Ayak İzleri, s.21).Karşımda duruyordun, hemen karşımda.Çok uzun bir yolculuktan yeni dönmüştün.Yani kendinin bir o kadar uzağına düşmekten.Saçların saçlarınla,boynun boynunla,her yerin her yerinle tek çizgide tek uyumda birleşiyordu da..yüzün mü?Merdivenlerden bir iniş gibiydi yüzün.Ama sevgiyle doluydun her zamanki gibi, beni de aşan bir sevgiyle.Oysa sevmek belirsizlikti benim için.Anlamı baktığı yerde kalan bir çift göz imgesiydi.Öyleydi.
Çok gerekli bir şeyi ararken ararken dalıp gittiğimiz olur ya bazen bir buluta,duvardaki bir çatlağa,ne bileyim işte,bir güvercinin boşluğu bir cennet gibi oymasına.Tam böyle mi bulurdum seni?Bulamaz mıydım yoksa?

Hiç yorum yok: