"Ben kafes, sen sarmaşık;
Dolan dolanabildiğin kadar!
"

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Kapıların Dışında



BECKMANN: Neredeyim? Tanrım, burası neresi? 
ELBE: Benim koynumdasın. 
BECKMANN: Senin koynunda mı? Sen, sen kimsin? 
ELBE: Kim olacağım, St. Pauli'deki iskeleden suya atladığına göre ben kim olabilirim, yavrucak? 
BECKMANN: Elbe misin? 
ELBE: Ta kendisi. Elbe. 


BECKMANN: Demek sen Elbe'sin! 
ELBE: Bakıyorum, çocuk gözlerini faltaşı gibi açtın, neden? Yoksa beni solgun yeşil tenli, romantik bir genç kız biçiminde mi düşünüyordun? Çözük saçlarında nilüferler, bir Ophelia gibi, ha? Ebediyeti benim baygın kokulu, zambaklardan beyaz kollarımda geçirmeyi düşündün galiba. Yok evladım, hata ettin. Ne romantizm var bende, ne de baygın kokular. Namuslu bir nehir pis kokar. Evet! Yağ ve balık kokar. Peki, sen ne istiyorsun? 
BECKMANN: Uyumak. Yukarıya dayanamıyorum artık. Artık kuvvetim kalmadı. Ben uyumak istiyorum. Ölü olmak. Bütün ömrüm boyunca ölü olmak. Ve uyumak. Nihayet rahat bir uykuya kavuşmak. On binlerce gece uyumak. 
ELBE: Kirişi kırmak istiyorsun, öyle mi acemi çaylak? Artık dayanamıyorsun ha? Yukarısı, ha? Çok gördün, çok geçirdin sanıyorsun, küçük korkak çırak. Eee, kaç yaşındasın bakalım, korkak çömez? 
BECKMANN: Yirmi beş. Ben artık uyumak istiyorum 
ELBE: Bak hele, yirmi beş! Üstünü de uykuya havale. Yirmi beşinde, gece vakti, siste, artık çekilmiyor diye, sen gel de suya atla! Dayanamadığın nedir senin, dedecik? 
BECKMANN: Her şey, yukarıda olup biten her şey. Artık açlığa dayanamıyorum. Artık seke seke önüne gelip de yatağımda bir başka erkeğin yattığını görünce topallaya topallaya evimden çıkıp gitmeye dayanamıyorum. Ayak, yatak, ekmek.. artık dayanamıyorum, anlıyor musun! 
ELBE: Hayır, seni intihar düşkünü sümsük seni hayır, işitiyor musun? Sen sanır mısın ki karın artık seninle oynaşmak istemiyor, topallıyorsun, karnın zil çalıyor diye burada benim eteğimin altına girivereceksin? Cump diye suya atlayıvermekle olup biter mi bu iş? Azizim, aç kalan herkes kendini suda boğmaya kalkışsaydı bu biçare dünya kel bir hamal kafası gibi çıplak kalırdı, dazlak ve pırıl pırıl. Yağma yok, delikanlı! Bu kaçamak ağızları yutmam ben. Bana sökmez bu ağızlar. Sana bir güzel sopa çekmeli, yavrucuğum, evet! İstersen altı sene askerlik etmiş ol! Bu işi herkes yaptı. Topallayan bir taraf mı ararsın, çook, hepsinde. Yatağında başkası yatıyorsa sen de kendine başka yatak ara! O biçare ve azıcık hayatını istemem ben. Sen benim için nesin ki, yavrum? Bir ninenin sözü kulağına küpe olsun: Hele önce yaşa! Önce çiğnen bakalım! Sen de çiğne! Hele burnunun ucuna kadar, şuraya kadar dol, ensende boza pişsin hele, yüreğin yüzükoyun yerlerde sürünsün bir; bu işi ancak o zaman tekrar konuşabiliriz. Ama şimdi delilik etme, anlaşıldı mı? Şimdi burdan çek git, gözümün nuru! O senin yerin dibine geçesi bir avuçcağız ömrün benim için nedir ki? Senin olsun! İstemem onu, sen ki yeni başladın hayata. Kapa ağzını, benim küçük adamcağızım! Bak, sana bir şey söyleyeceğim, gayet yavaş, kulağına, gel hele : İntiharının içine edeyim senin! Süt kuzusu! Aç gözünü, bak seni ne yapıyorum ben! (Yüksek sesle) Heyy, gençler! Bu yavruyu Blankenese'ye, tekrar kumların üstüne fırlatın! Yeniden deneyecek, şimdi bana söz verdi. Ama yavaş olun, ayağı sakatmış. Hey gidi yontulmamış, acemi çaylak hey! 

Diamanda' cığım ;

...Gölgesini, yetkin aydınlatmalarla yok etme düşkünü, bol ışıklı, bol konfetili modern insanın, artık ardını külliyen duvarlarla ördüğü çağın tahta kapısını da beraberinde götüren Borchert'in, yaşamının hesabını dürdüğü bir oyun, bir kumar "Kapıların Dışında". Belki de, tüm açık kapılardan kurtuluş, kapatmak yahut içinde veya dışında kalmaktan ziyade, onu sırtlayıp götürmekle mümkündür a; aynen metin boyunca sürekli Beckmann'ın karşısına çıkarak, bozuk terazinin diğer kefesini boş bırakmamaya çalışan "Öteki"nin dediği gibi:


"Benden kurtulamazsın. Benim binlerce çehrem var. Ben herkesin tanıdığı sesim. Ben her zaman varolan ötekiyim. Öteki, cevap veren. Sen ağlarken gülen. Sen yorgunken dürten. Dürten, gizli kalan, bir vicdan gibi tedirgin edenim ben. (...) Sen hayır derken evet diyenim ben! Ben evet diyenim! Ben..."

Hiç yorum yok: