"Ben kafes, sen sarmaşık;
Dolan dolanabildiğin kadar!
"

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Tren istasyonunda ki konuşmamız ( biz istasyonda hiç konuşmadık)



- Londra'yı özlüyorum. Oradaki hayatı özlüyorum.
- Konuşan sen değilsin. Hastalığının başka bir kişiliği.
- Benim!
- Sen değilsin.
- Bu benim sesim. Benim.
- Bu duyduğun ses.
- Hayır! Benim sesim! Bu kasabada ölüyorum!
- Eğer sağlıklı düşünebilseydin seni bu hale getirenin Londra olduğunu anlardın.
- Eğer sağlıklı düşünebilseydim, eğer sağlıklı düşünebilseydim.
- Seni Richmond'a huzur bulman için getirdik.
- Sağlıklı düşünebilseydim Leonard, karanlıkta yalnız başıma savaştığımı söylerdim. Sadece benim bildiğim derin bir karanlıkta. Kendi durumumu yalnızca ben anlayabilirim. Kendimi öldüreceğim tehdidi altında yaşadığını söyledin. Leonard, ben de onunla yaşıyorum. Bu benim hakkım. Bu her insanın hakkı. Banliyölerin insanı uyuşturan boğuculuğu yerine başkentin vahşi sarsıntısını tercih ederim. Bu benim seçimim. En aşağılık hastaya bile kendi reçetesi konusunda biraz söz sahibi olma izni verilir. Böylece insanlığının sınırlarını belirler. Sadece senin hatırın için bu sessizliğin içinde mutlu olabilmeyi isterdim. Ama eğer bu Richmond ve ölüm arasında bir seçimse ölümü seçerim.

Hiç yorum yok: