"Ben kafes, sen sarmaşık;
Dolan dolanabildiğin kadar!
"

11 Eylül 2012 Salı

KADIN AŞIK OLUNCA...



‎"Aşkın ne olduğunu biliyor musunuz? Gerçek aşkın? Hiç kendinizi cehennemin sonsuzluğuna mahkum ettiğiniz bir aşk yaşadınız mı? Ben yaşadım..."
Jeanne (Modigliani)



İlk sahne...

Gerçekte, son sahne...

Hüzün dolu gözler...

Bir kadın,

VE bir ölüm...


* * *
Mick Davis'in 'Modigliani' (2004) adlı filminin girişi...

Unutulmaz bir giriş...


Unutulmaz bir melodi...


Modigliani'yi Andy Garcia, Jeanne'ı ise Elsa Zylberstein oynamıştı. Filmin seyirciyi kalbinden kavrayan müzikleri ise Guy Farley'e aitti.


Girişini unutamadığım filmlerden... melodisini, hüznünü, hikâyesini...


Batmak üzere yola çıktığı sırada, güneşin, karanlıklar içinde bıraktığı çaresiz gözlerin hüzünlü hikâyesini...



* * *
Yağmurlu bir Paris akşamı...

Chatelet'den çıktım ve uzunca bir yürüyüşten sonra eski bir apartmanın önüne geldim.




Panthéon'un arka sokaklarında, sevimsiz bir apartmanın...


Karnında çocuğuyla, Jeanne'ın, kendisini beşinci kattan boşluğa bıraktığı o meş'um apartmanın...


Jeanne Hébuterne'nün...


Amadeo Modigliani'nin bahtsız eşinin...





* * *


Genç ressam, uçlarda gezinmenin bedelini sadece kendisi ödememiş, sevdiklerine de ödetmişti.

Ölümüne bir hayattı onunkisi. Öyle ki, 24 Ocak 1920'de, bir hastahanede hayata gözlerini yumduğunda, henüz 35 yaşındaydı.


Zavallı Jeanne, bu ayrılık acısına dayanamamış ve ertesi gün intihar etmişti.


Şimdi, o evin önündeydim.


Jeanne'nın, beşinci katından hüzünle kendisini boşluğa bıraktığı o evin önünde...


Bana sorarsanız, o ilk sahnenin içinde...


Gerçekte, son sahnenin...



* * *


(Mezarlıkları severim. Mezarlıklarını tanımadığım bir şehri tanımış kabul etmem kendimi. Kimsenin kuşkusu olmasın, bir şehrin büyüklüğü, bağrında misafir ettiklerinin büyüklüğü nisbetindedir.)






* * *
Bu satırları alelacele Paris'ten yazıyorum. Bir sergide yaşlı Bruegel'in "Bethlehem Katliamı" tablosunun önünde bir ömür geçirdikten sonra, kalkıp geldiğim o meş'um evin önünden...

Jeanne'nın kendini boşluğa bıraktığı evin tam karşısından...


Duvarın dibinden...


Hüzünle...


2 yorum:

alkım dedi ki...

hüzünlü bir film olduğu kalmış aklımda, yazınızı okuyunca daha da iyi hatırladım.
yağmurlu bir sonbahar gününe yakışabilecek bir film...
sevgiler.

Diamanda dedi ki...

yerinde bir tespit teşekkürler bu filmin iklimindeyiz..