"Ben kafes, sen sarmaşık;
Dolan dolanabildiğin kadar!
"

23 Ekim 2012 Salı

Sahi Niye Böyle ?

İnsanın gerçek dediği ve senin burada gördüğün, dokunduğun her şey,
psikolojisinin maddeye dönüşmüş halidir.
İnsanın düşünceleri maddeleşerek “dünyayı” oluşturur.
Gerçekler, düşüncelerdir.

...

Dünya, sen böyle olduğun için böyle.

“Hayat benim için iki eli cebinde uydurulan bir masaldı.”


Cinayetler,hırsızlıklar,tecavüzler,siyasi mağduriyet ve mağlubiyetler.magazinsel erkeksi ve kadınsı fahişelikler.izdiham anlamsızlıkları.tuzağın cehennemine düşmüş iki ayaklı zavallılar.dil taşıyan ama kullanamayan konuşma sakatı pütürlü eldivenler.görsel ve duyumsal estetikten uzaklaşıp ölüm çukurlarına girip çıkan çirkin yüzler.savaşların güdüsel makyajıyla kirlenmiş kara beyinler.maddesel ve z...evkler uğruna kendilerini satan, taşıyanın kafasının boş;ruhunun balçıklarla dolduğu kadın. cinsel organları ve onları satın alan yaş kafalı değersiz et parçaları olan şekilsiz ve sahipsiz penisler.silahlar.ölümler ve öldürmeler.zulümler ve zulmedenler.futbol eziyetinin kronik bir vahşet gibi duygularını yitirmiş kalabalıkların beyinlerine yerleşmiş hastalık saçan mikrobu.ülkeler arasındaki anlaşılmaz anlaşmazlıklar.
vesaireler...vesaireler.
hepside adrenalin haberleridirler.insan fizyolojisinde patlamalara yol açan kötürüm maskeli bir güdünün hayalet habercisi gibi dünyayı çirkin gözlerle seyretmektedirler.kötü güdülerin tamircisiyim ben.evimin küçük cennetinde yaşadığım bu hayata iğrenç görünen herşeyi değiştirebilirim artık.bu büyü yalnızca düşlerimin nakışlandığı bu alanda gücünü gösterecektir.saydığım bütün bu olumsuzlukları iyileştirip güzelleştirebilirim.parmaklarımı kullanmam,bunların gerçek olması için yeterli olacaktır.siyahı beyaz eyleyip şu küçük canlı kutuda tersine akan hayatı düzlüğe çıkaracaktır.ben düşlerin ve düşlerinizin efendisiyim.sıkışan dünyayı rahatlatmak için aranızdayım.uykumda karşıma çıkan her soluk sizlere yeni ve temiz oksijenler verecek.maviyi daha çok seveceksiniz.yeşilin aynasından girip tatlı meyvelerden yiyecek,hiç durmadan güzelleşeceksiniz.susun ve uykulara çekilin.düş görün,değişin ve değiştirin.sizler ben,ben de siz olayım.düşleyin,düşleyin.göreceksiniz,hiç durmadan düşleneceksiniz.....

Bir Saplantının İç Yüzü!

Yokluk fikri, emek veren insanlığa özgü bir şey değildir: Zahmet çekenlerin, kalıntılarını tartmaya ne zamanları ne de istekleri vardır; talihin sertliklerine ya da bönlüklerine boyun eğerler; ümit ederler: Ümit bir köle meziyetidir.
...Ak düşmüş saçlardan, kırışıklardan ve hırıldamalardan ödleri patlayarak, günlük münhalliklerini kendi leşlerinin suretiyle dolduranlar ise, kibirliler, kendini beğenmişler ve süs meraklılarıdır: Kendilerini çok severler ve ümitsizlik çekerler; düşünceleri aynayla mezarlık arasında uçuşur ve çehrelerinin tehdit altındaki hatlarında, dinlerinki kadar ciddî hakikatler keşfederler. Her metafizik, vücuda ilişkin bir kaygıyla başlar ve bu kaygı evrensel bir hale gelir; öyle ki, havaîliklerinden ötürü endişe duyanlar, hakikaten ıstırap çeken ruhların habercisidirler.
Yaşlanma hayaletinin musallat olduğu yüzeysel aylak, Pascal, Bossuet ya da Chateaubriand’a, kendini dert etmeyen bir bilim adamından daha yakındır. Kibire bir nebze deha: Ölüme pek uyamayan ve onu şahsına bir hakaret gibi hisseden o koca gururlu çıkar karşınıza. Bütün bilgelerden üstün olan Buda bile, ilâhî ölçekte bir kendini beğenmişten başka bir şey olmamıştır. Ölümü, kendi ölümünü keşfetmiş ve bundan yara alarak her şeyden el çekmiştir ve kendi imtinasını diğer insanlara dayatmıştır. Yokluğa karşı koymak için, öc alma duygusuyla Yokluğu

Yasa’ya dönüştüren o incinmiş gururdan, böylelikle en korkunç ve en nafile ıstıraplar doğar.

Rahatla Biraz..

Tasalanma, kimse o harikulade kadına sahip değil, öyle görünse bile
Ve kimse o tuhaf ve gizli güce sahip değil, kimse sıradışı ya da olağanüstü ya da sihirli değil, öyle görünse bile.
Bir kandırmaca her şey, numara, yutturmaca, kanma, inanma. Dünya yaşamları ve ölümleri yararsız insanlardan geçilmiyor, bunlardan biri havaya sıçradığında ve tarihin ışığı onları aydınlattığında, unut gitsin, göründüğü gibi değil, budalaları uyutmak için başka bir numara sadece.
Güçlü adamlar yok, harikulade kadınlar yok.
En azından, bunu bilerek ölebilir, mümkün olan tek zafere sahip olabilirsin.

Bağışla Beni Anna Maria ..


Yokluğunda;
kapıma dayanan azrailin giydiği o kırmızıydı ölüm (..)

...
Şimdi asılıyor, hayatıma giren tüm kadınlar gözümün önünde
bir sürğün kasabasında ki o küçük çocuğun gözyaşları damlarken toprağa -
o yere düşüp dağılan gözyaşları gibi yerlerin dibine vuruyor ruhum ..
Sessiz (..)

Kimi sevsem, celladı oluyordum ..
Kimi sevsem, sevişmelerin o en kuytu yerinde olmayacak çocuklarımın kalbimi sıkıp parçalamasına izin veriyordum asıl ..
Kimi sevsem, ihanet ediyordum kendime ..
Kimi sevsem, ölüm uykularımda asıyordu - sevdiğim tüm kadınları ..
Kendime Tanrı'ca cezalandırılmış bir cehennem gibi bakıyordum ..
Ama sen ..
Sen ..
Anna Maria ..
Bir kitabın ön sözünü okur gibiydin gözlerimde -
Ruhumdan, kalbime akıyordun (gizlice)
Bu yüzden en çokta seni sevmiştim ben ...
İşte onca kalabalığın içinde yüzü toprağa ağlıyan o benim yüzüme bakıp ; en çokta benim ölüm saçan kokumu sevmiştin ..
Nefessiz kalan ruhumdan çok, seni özlüyorum o dar ağcında olduğun kalbini ..

Bağışla beni ..
Bağışla Anna Maria ..
Ardı dönük eli kanlı soğukluğumu bağışla sevğilim (..)
Şimdi saçlarımı okşuyor Tanrı;
Bedenimdeki iç kanamalar, silik bir kırmızıya çağırıyor intihar norlarımı -
kokumuz zehirli atıklara karışıyor bak, birbirine geçiyor herşey ..
Sen çıkıyorsun içimden Anna Maria ..


'' .. Ruhum şimdi ebedi eşikten geçen ölümle, kendi çölünde dikenlere takılmış bir bez parçası ..
Rüzgar hangi yöne savurursa beni o cehennemde seni yaşatmak için yaşayacağım Anna Maria (..)


7 Ekim 2012 Pazar

aynı şeyi düşünmekten aşınır akıl..

 

''gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
tükürsek cinayet sayılıyor artık
ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların''

Unutmakla unutmamak arasına gerili o sırat köprüsünden geçiyordum.


Bütün devrelerin birbirine girdiği bir dünya zamanıydı, viraneydi zahir. bizi ilmek ilmek sökmüşlerdi, hiçbir şey söktükleri yerde değildi.

sana gelmek için doğruldum ama olmuyor. ben bu nezaketle ve boynumda yaralı iki salyangozla ancak durabiliyorum. bölük pörçük bir cümle hatırlıyorum ama hatırladığım da hatırlamak olmayabilir!
inceliğim, dal gibiliğim, ellerim… insanın hayatla kurduğu ilişki en çok ellerinden okunurmuş. ellerimden okunuyor: sakin, zarif, yavaş, kuru. usul usul saça, yaprağa, suya, kapıya değiyor. usulca günü geceye, geceyi güne çeviriyor. ellerim, hayata karşı yeni bir merhamet.

aşk ve maraz, ihanet ve yara, ömür ve hafıza; dünyada bulunmanın bahaneleri, dünyada bulunmanın halleridir. işte bunlar üstüne düşünüyorum, kaç zamandır, burada, bu dingin bahçede, bu sessiz odalarda. sana gelmek için ağrımı uyandırmaya çalıştım ama olmuyor. mayalanmış o, mantarlanmış, beni bilmiyor. çok zamandır bunlar: sessiz ayaklarım, sessiz konuşmalarım, sessizlikten neredeyse unuttuğum nefeslerim, iççekişlerim. ellerim, çiçekler, bahçe.

alttan, yan bahçeden terasa dek uzamış ve terasın arka yüzünü neredeyse tamamen kaplamış bir sarmaşık gül ağacı. kendi haline bırakılmış, budanmamaktan kâh alıp başını gitmiş, kâh kalıvermiş. gövdesinin bazı dallarını unutmuş, kurumuş.. bazı dalları arsızca sarmış etrafını. üstünde pıtrak gibi açan beyaz katmer güller… burası kapalı bir yer: güllerin üstüne bu yağmur nereden yağıyor?

unutmakla unutmamak arasına gerili o sırat köprüsünden geçiyordum. karşımda iki eşek: “sen yana ben yana”. duruyor. “ikimizin resmini çıkartmışlar yan yana”. hey, doktor! ruhumdaki kadim yırtık hâlâ yerinde mi? karanlık ve içerlek bir cümbüş o, doktor! dik onu doktor. hey,

3 Ekim 2012 Çarşamba

BIKTIM BÖYLE...

Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni:
Ki, sisler daha kalkmamıştır Haliç ten.
Vapur düdükleri ötmektedir.
Etraf alacakaranlık,
Köprü açıktır henüz.
Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam...

Yolculuğum uzun sürmüş oldukça
Gece demir köprülerden geçmiştir tren.
Dağ başında beş-on haneli köyler,
Telgraf direkleri yollar boyunca
Koşuşup durmuş bizle beraber.

Şarkılar  söylemişim pencereden.
Uyanıp uyanıp yine dalmışım.
Biletim üçüncü mevki,
Fakirlik hali.
Lüle taşından gerdanlığa gücüm yetmemiş,
Sana Sapancadan bir sepet elma almışım.

Ver elini haydarpaşa demişiz,
Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,
Hava hafifden soğuk,
Deniz katran ve balık kokulu.
Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,
Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu...

Bir gün sabah sabah kapıyı vursam,
-Kim o dersin uykulu sesinle içerden.
Saçların dağınıkdır, mahmursundur.
Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim,
Bir sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni,
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç ten.
Fabrika düdükleri ötmektedir.

Kelimeler, albayım, bazı anlamlara gelmiyor...

“(...) çok güzel kızlar varmış ve Kant'ı da su gibi okuyorlarmış diye söylentiler çıkarıyorlar, doğru mu acaba? Onları ne yazık ki karşıdan karşıya geçerken ve vapurda bacak bacak üstüne atarken ve piyasa caddelerinde gözlerini ilerde bir noktaya dikmiş yürürken göremiyoruz, nerede saklanıyorlar dersin, bak ben ortadayım, onlarda kim bilir ne isterler? Kant'ın kendisini isterler, hem de güzel bir Kant isterler, kirli çamaşırlarını bile kimselere koklatmazlarmış öyle mi? Beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım, bizim bir arkadaş vardı, kadınlara kendini acındıracaksın diye öğüt veriyordu bana, çok üzülüyorum – ne yapacağımı bilmiyorum – yalnız kaldığım için intihar etmeyi düşünüyorum diye dert yandı mı bütün kadınlar ağına düşüyormuş, sonra bir yanlışlık oldu: Bu arkadaş -başımız sağ olsun- intihar etti, benim de korktuğum anlar oluyor, insan bu güven olmaz, pencere bu kadar yakınken ve iki adım daha atınca denize düşmek ihtimali varken, korkmayın canım şey, sizi elde etmek için yalan söyledim, ben ölür müyüm? ha- ha, vicdan azabı rolünde yaşamak niyetindeyim, kendimden bahsettiğime bakmayın, asıl mesele sizsiniz, ben yaşlanıyorum, siz hep genç kalıyorsunuz, yıllardır vapura binerim, yıllardır geniş caddelerde karşıdan karşıya geçerim, yıllardır yollarda yürürüm, gördüğüm kadarıyla siz hep gençsiniz, hep güzelsiniz, yirmi yaşında kalıyorsunuz her zaman, bir bayrak yarışında olduğu gibi gençliği birbirinize devrederek ilerliyorsunuz, ben benzetme için özür dilerim, sizi yerinizden oynatacak kadar heyecanlı bir benzetme yapmayı ne kadar isterdim, bizi iyi yetiştirmediler, hep ukalalık öğrettiler, öğretenleri bir elime geçirebilsem, sizin yanınızdaki delikanlılar da yaşlanmıyor, ne garip ne karışık bir düzen bu, bazen yanınızda yaşlıları da görüyorum, sakın paraya kıymet vermeyin olur mu? Sizi onlarla gördükçe daha çok üzülüyorum, beni kırmayın olmaz mı? (...)”


2 Ekim 2012 Salı

Rivayete göre...

 Yasak şarkı olarak da bilinen "Jeanny" Dünya'nın gelmiş geçmiş en etkileyici balladlarından biridir. Şarkı ilk olarak 1984 yılında Falco tarafından seslendirilmiştir. İnsanı derinden etkileyen, tüylerini diken diken eden soundu, Falco'nun olağanüstü içten yorumlayışı ve gerçek bir hikaye üzerine yazılmış sözleriyle 41 kişinin intihar etmesine sebep olan bu şarkı, Papa II. Jean Paul tarafından yasaklanmıştır.

  •      Şarkının bir de ilginç hikayesi var;


"bir mafya üyesi adam jeanny (jennifer) adında bir kadına aşık olur. jeanny' de adamın aşkını geri çevirmez ve birlikte bir hayat sürmeye başlarlar. bir gün evlenmeye karar verdiklerinde jeanny adamın bir mafya üyesi olduğunu öğrenir. ama çok sevdiği için adamdan vaz geçemez. fakat malum mafya mesleğinin içeriği itibariyle jeanny adamın mafyadan ayrılmasını ister. adam da kabul eder ve mafyadan ayrılır. ama mafya bunu kendisine yediremez. adama geri dönmesi gerektiği çağrısında bulunur. adam ise aşkı seçer. bunun üzerine mafya adamdan intikam almaya karar verir. jeanny'i öldürür ve suçu adamın üstüne yıkar. adam ömür boyu hapse mahkum olur. fakat onu ilgilendiren jeanny'nin ölümüdür, onun yokluğudur. ve bir gün hapishanede bu şarkının sözlerini yazar ve intihar eder. kodesinde ölü bulunduğunda yatağının üzerine bıraktığı notta bu şarkının sözleri yazılıdır."
  •      Şarkının bir de ilginç hikayesi var;
     Falco, Jeanny adlı ünlü şarkısında bir kazada ölen sevgilisini ve duyduğu acıyı anlatmaktadır.
    fakat kendisi de bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir işin ilginci...
    Bir rivayete göre de aslında Falco'nun sewgilisi jeanny sübyancı bir sapık tarafından tecavüze uğrayıp öldürülür.
    cesedi bulan falco olduğu için cinayeti onun işlediğine inanılır we falco sewgilisini öldürmekten hüküm giyip hapse girer.
    Jeanny şarkısını da hasipte iken hem sevgilinin ölmesine duyduğu üzüntü hem de herkesin onu katil sanmasına duyduğu üzüntüden ötürü kaleme alır ve hapisten çıktıktan sonra bu şarkıyı seslendirerek 80'ler Almanya'sında inanılmaz bir şöhrete kavuşur.