"Ben kafes, sen sarmaşık;
Dolan dolanabildiğin kadar!
"

23 Ekim 2012 Salı

Bir Saplantının İç Yüzü!

Yokluk fikri, emek veren insanlığa özgü bir şey değildir: Zahmet çekenlerin, kalıntılarını tartmaya ne zamanları ne de istekleri vardır; talihin sertliklerine ya da bönlüklerine boyun eğerler; ümit ederler: Ümit bir köle meziyetidir.
...Ak düşmüş saçlardan, kırışıklardan ve hırıldamalardan ödleri patlayarak, günlük münhalliklerini kendi leşlerinin suretiyle dolduranlar ise, kibirliler, kendini beğenmişler ve süs meraklılarıdır: Kendilerini çok severler ve ümitsizlik çekerler; düşünceleri aynayla mezarlık arasında uçuşur ve çehrelerinin tehdit altındaki hatlarında, dinlerinki kadar ciddî hakikatler keşfederler. Her metafizik, vücuda ilişkin bir kaygıyla başlar ve bu kaygı evrensel bir hale gelir; öyle ki, havaîliklerinden ötürü endişe duyanlar, hakikaten ıstırap çeken ruhların habercisidirler.
Yaşlanma hayaletinin musallat olduğu yüzeysel aylak, Pascal, Bossuet ya da Chateaubriand’a, kendini dert etmeyen bir bilim adamından daha yakındır. Kibire bir nebze deha: Ölüme pek uyamayan ve onu şahsına bir hakaret gibi hisseden o koca gururlu çıkar karşınıza. Bütün bilgelerden üstün olan Buda bile, ilâhî ölçekte bir kendini beğenmişten başka bir şey olmamıştır. Ölümü, kendi ölümünü keşfetmiş ve bundan yara alarak her şeyden el çekmiştir ve kendi imtinasını diğer insanlara dayatmıştır. Yokluğa karşı koymak için, öc alma duygusuyla Yokluğu

Yasa’ya dönüştüren o incinmiş gururdan, böylelikle en korkunç ve en nafile ıstıraplar doğar.

Hiç yorum yok: