"Ben kafes, sen sarmaşık;
Dolan dolanabildiğin kadar!
"

5 Ocak 2013 Cumartesi

"çünkü herkes gitti, çünkü herkes gider"


Bir roman nasıl başlarsa öyle devam eder. ilk cümlesi yeterlidir. en azından okuduğum bir kaç kitap için bu böyle. aslında hep böyle de diğerlerini bilmediğim için kanıtlayamam. içimi açıp gösterecek halim yok.

neyi anlattığı kadar nasıl anlatacağı da hemen hemen bellidir bu ilk cümlede. ama bazı yazarlardan şüpheleniyorum. her şey bittikten sonra "ilk cümlesini" yazıyorlar hikayelerinin. aklınızda bulunsun. bazı insanlar o kadar inandırıcıdır ki neye inandığınızı unutursunuz. kitaplara geri dönelim. ama isim belirtmeyelim. böylece hem benim ne kadar kötü bir okur olduğum anlaşılmasın hem de kimse üstüne bir şey alınmasın. gizli kalsın. öyle ya sır aynada değil, bakan gözlerdedir. gerçek dertlerden yapılmış acılar içindedir.

bu söylediğim "bir solukta okumak" sözünden bağımsız. kötü hayatlar bile bir solukta yaşanabiliyor okumak ne ki? ama ilk cümlesi ile bitebiliyor bazı hikayeler. kitaplar anlatıların kabirleri oluyor böylece. okur denilen tüketici bir bakıma anlatı müşterisi türlü çeşitli niyetiyle zavallı aşıklara benziyor. doğrusu acıyorum. tiksinmek sözü geliyor aklıma, yakışıksız buluyorum. üzülmek daha güzel.

bir roman var elimde bitmesinden korkuyorum. ilk cümlesini yeniden okuyorum ve sonra devam ediyorum kaldığım sayfadan. yazar romanının içinde gezdiriyor beni. yardımcı oluyor. aramızda bir samimiyet oluştu. ismiyle hitap edebiliyorum ona. hikayenin içinde. asıl 4 kişi bunlar kahramanlar; yazar ve ben: toplam 6 kişiyiz. bir dünya olduk yaşıyoruz. ölmek istemiyorum. böyle bitsin istemiyorum. sonunu merak etmiyorum. böyle iyi.

insan ismini sevdiği birinden duyunca kendini değerli hissediyor. romanın da aramızda bir ismi var. bütün mesafelere rağmen anlaşabiliyoruz. bazen ben de kendi hikayemi anlatıyorum. dinliyor beni. kimse dinlemezken hem de. en çok gece 3 den sonra uykumla oynarken biriken hikayeleri, rüyalarımdan ayıklayıp ki bu birden uyanmak oluyor. ilk cümlesini okuyup ben anlatmaya başlıyorum. dediğim gibi bu aramızdaki samimiyetten kaynaklanıyor. nazımız geçiyor karşılıklı. sanırım o da beni seviyor. yok sa neden ağlatsın beni bir hengame yavaş ama telaşlı bir sokağı ter içinde anlatırken.

kaç yıl sürmüştür, kaç kişiyle muhabbetini yapmıştır, kimler dinlemiştir, kaç karanlık gece sabaha uykusuz bağlanmıştır. bilmiyorum. yorulduğunu, hiç değilse bu yorgunlukla biraz uyuduğunu, bu yorgun uykunun içinde biraz huzur bulduğunu, biraz olsun dinlendiğini hissedebiliyorum. aramızdaki samimiyeti seviyorum.

dertleşiyoruz. anlatmıyor, konuşuyor. ben de mümkün olduğunca okumuyor, sohbete dahil olmaya çalışıyorum. şiirsel bir dili var ama insanın içini baymıyor, her ne kadar benim cümlelerim hemen belli olsa da ben de bir parçası olabiliyorum böylelikle. biraz vaktimiz var yaşıyoruz. olan biten hakkında özgürce fikirlerimizi söyleyebiliyoruz. bazen ölçüyü kaçırdığım oluyor. çok üzüldüğüm sıkıntılı zamanlarımda ağırlığını taşıyamayacağım kötü sözler söyleyebiliyorum. roman çok olgun. gözlerinin ucuyla omzuna yaklaştırıyor gülümsemesini, bakışları ile utandırıyor beni, bu yetiyor.

şimdi yanımda değil roman. çok özledim. yanımda olsaydı ilk cümleyi bir daha okur ve biraz olsun huzur bulurdum. dünya mı demeli bilmiyorum. hayat bir garip memleket. içim düğüm düğüm. bugün burada bütün yaptığım bu düğümü çözmek. biraz olsun içim acımadan nefes almak.

Hiç yorum yok: