"Ben kafes, sen sarmaşık;
Dolan dolanabildiğin kadar!
"

2 Ocak 2017 Pazartesi

Seyyar satıcı bir büyücüden ruhsal öğretiler




Bana, “Benimle konuşmadan önce bildiğin her şeyi unut” diyor.
Bunu yapabileceğimden emin değilim.

Boş bir zihin sonsuz bilgelik bilincine yatkındır. Wellesley’de durmuş, kendine büyücü diyen ve sevginin, merhametin ve alçakgönüllülüğün gerçekliğin birer parçası oldukları başka bir boyuta erişimi olduğunu iddia eden 62 yaşındaki bir seyyar satıcı /ruh şifacısından ruhaniyet dersleri alıyordum. Kartvizitinde yazana göre o, sonu olmayan bir güç kaynağına erişebilir ve böylelikle tüm zayıflıkların ve problemlerin üstesinden gelebilirdi.

1,80 üzeri boyuyla, iri gövdesi ve belirgin Balkan aksanıyla, Erosop adıyla bilinen Veselin Valçev, seyyar arabasını güneybatıdaki insanların her yönden akıp durdukları şehir kavşağına konumlandırıyor.

Benim gerçekliğim ise insanlardan, iş hayatından, sosyal hayattan, toplu taşımadan, pizzadan, içkiden, esrardan, evsizlikten, cep telefonundan, modadan, reklamlardan, falafelden ve en önemlileri olan paradan ibaret.

Erosop’un hikâyesi Bulgaristan’da başlıyor. Ailesi onun okula gidip, okulda başarılı olup kolay bir hayat yaşamasını arzuluyordu. Ancak o kendinden bekleneni yerine getirmede sıkıntı yaşadı. Arsız bir çocuk değildi. Sadece kafası karışıktı.

“Dünyayı anlamıyordum” diyor. Okula uyum sağlayamadı ve eğitime devam etmeyi reddetti. Öğretmenleri tarafından sürekli olarak dövülüyor ve arkadaşları tarafından da kötü muamele görüyordu. Doğada teselli buluyor, parklarda ve ormanda vakit geçiriyordu.

Erosop okuldan mezun olmayı başardı ve ardından da taksi şoförlüğü, kuyumculuk gibi bambaşka işlerde çalıştı. Hiçbir zaman mutlu ve doyuma ulaşmış değildi. Bu dünyaya aitmiş gibi hissedemedi.

Gerçeklerden kaçmak için alkole ve cinselliğe başvurdu. 32 yaşında evlendi ve bir kızı oldu. Etrafında insanlar olmasına rağmen yalnızlık yakasını bırakmadı.

1990 yılında Bulgaristan’da komünist rejim çökünce sınırlar açıldı. Yaşamayı beceremeyen insanların sadece kendi ülkesinde olduklarını düşünerek Kanada’ya göç etti ancak orada da farklı bir yaşam sürmüyordu insanlar. Hayatı bir süre daha eskisi gibi devam etti. Ta ki başarısız bir iş girişimi onda kişisel bir devrime yol açana kadar. 2005’te borç alıp Victoriana isimli bir restoran açtı. Ancak onu da bir yıla kalmadan kapamak zorunda kaldı.

Depresyona girdi, hatta intiharı bile düşünmeye başladı. Ancak bu üzüntü ve umutsuzluk arasında bir farkındalık yaşadı.

“Bilginin kaynağı acıdır” diyor. Bu farkındalık, beraberinde ona ruhani yolculuğun kapılarını aralayan bir felsefeyi getirdi. “Sadece bugün için, bu an için yaşarım.”

Aracının üzerinde şöyle yazıyor:

Başlangıçta, liseyi bitirip üniversiteye başlamak için ölüyordum
Sonrasında üniversiteyi bitirip işe başlamak için
Sonrasında evlenmek ve çocuk sahibi olmak için
Ve sonrasında onların büyümesi için
Çünkü böylelikle işime geri dönebilecektim
Ama sonrasında da emekli olmak için ölmeye başladım
Ve şimdiyse gerçekten ölüyorum…
Birden yaşamayı unuttuğumun
Farkına vardım

Bu son derece tanıdık olan son pişmanlık hikâyesi beni etkiledi çünkü bu, gençliğin hızla ilerleyen mücadeleci yaşam biçime tezat oluşturuyor. Bizler, başarılı bir kariyere sahip olabilmek için çok fazla boş vaktimizin olmaması gerektiğini biliyoruz. Bakışlarımızı hep gelecekte sabitliyoruz ve hayat hızla ilerliyor. Anı yakalamak için vaktimiz yok.

Bize devamlı sıkı çalışmanın sahip olabileceğimiz en büyük erdem olduğu öğretiliyor. Ancak aracın üzerindeki o sözler beni, eğer başarılı bir kariyer ve yaşam özünde uyumsuzsa gerçekten tüm bunları yapmaya değer mi diye sorgulamaya itti.

Erosop’a göre bu kafa yapısındayız çünkü zihnimiz, bizleri geçmiş ve geleceğe dair imgelemlerle doldurarak bizlere yalan söylüyor. Anı görmemizi, kim ve ne olduğumuzu görmemizi engelliyor.

Erosop’un an’a yaptığı vurgu, nihayetinde her şeyi açıkça görmesine izin verdi. Evini kaybetmemek için tekrar kredi kullanmak zorunda kaldı. Ancak sahip olduğu şeyleri düşününce, her ne kadar şanssızlık yaşamış olsa da, kendinden daha şansız olanlara yardım etmeye karar verdi.

Yüz adet jambonlu ve mayonezli sandviç yaparak Sherbourne ve Queen’deki hayırsever kurumlara gitti. “O an, canlandığımı hissettim. Mutluydum. Bu, depresyon ve maddi kayıplarımdan sonra gelen bir mutluluktu. Tekrardan gülüyordum.”

Kendiyle aynı yolda ilerleyen başka insanlar da olduğunu keşfedince onları takip etti. Kendisini sonsuz bir bilincin parçası olarak görmeye başladı. Tüm hayvanların, bitkilerin, insanların, kısacası tüm hayatın birbirine bağlı olduğuna inanmaya başladı. Görünüşteki ayrımların bir aldatmaca olduğunu anladı. Hayatın anlamı ve var olma nedenimiz, bakış açımızın bu boşluğu doldurmasına izin vermekti. Elinde avucunda olmasa dahi başkalarına yardım etmek bu işin püf noktasıydı.

Problemlerinin kaynağı paraydı. Ancak para sadece fiziksel dünyada geçerliydi ve Erosop’a göre aldatıcıydı; asıl gerçek olan şey aşktı, empatiydi ve alçak gönüllülüktü. Kendi çapında fakir sayılmazdı o. İnancı Budizmle benzerlik gösteriyor gibi görünse de Budist olmadığını ve tüm peygamberlerden ve dinlerden ilham aldığını söylüyor.

“İnsanlar çıldırdığımı düşünüyorlar ancak sonra hayatımın düzenli olduğunu görüp düzensiz olanın kendi hayatlarını olduğunu fark ediyorlar” diyor gülerek.

Scarborough’da bir evi var, hâlâ evli ve kızı 14 yaşında. 20 yıldır aynı yerde sandviç satıyor. Ona göre insanlar toplu intiharın eşiğindeler ve bir an önce uyanmaları gerekiyor.

“Doğal yaşamalıyız, doğayı kontrol etmeye çalışmamalıyız, aksine onun kontrolü altında yaşamalıyız çünkü doğayı yaratan insan değil. Bu da durmamız gerektiği anlamına geliyor. Her geçen gün bu artıyor.”

İklim değişikliğine karşı harekete geçmedeki tereddüdümüzün kaynağının, fosil yakıt tüketimini azaltmanın onun beslediği aşırı tüketimden ve hayat tarzından feragat etmemiz gerektiği olduğu ileri sürülebilir. Erosop söylediklerinin çılgınca geldiğinin farkında. Ancak ona göre aydınlanmak için ilk önce aklınızı kaybetmeniz gerekiyor.

Erosop’un hayat tarzı bizimkinden aşağı mı? Elimizdekiyle hiç yetinmiyor hep daha fazlasının peşinde koşuyoruz. Peki ya bu arada kaçırdıklarımız?

İşe gir, para kazan, evlen, çocuk yap, daha fazla para kazan, strese gir, çocuklarının da seninle aynı kaderi paylaştığını gör, daha çok strese ve borca gir, ancak en sonunda rahat ediyorsun çünkü zaten yakında öleceksin.

Birgün bu sonsuz bilgiye erişebilir miyim, bilmiyorum.


Hiç yorum yok: